Yağlı Güreş Hakkında Bilgi

Mart 29, 2014 Yorum yok. »

Yağlı güreş nedir, kuralları nelerdir, nasıl oynanır, yağlı güreş tarihi, pehlivan seçimi, yağlı güreş hakkında bilgi

Yağlı güreş, Türklerin yüzyıllardan beri yaptığı kültürel sporlardandır. Yağlı güreş ata sporlarımızdan olup, Yunanlılar’ın pank-raasvari yağlı kumlu güreşleriyle yapılış şekli ve kuralları açısından hiçbir benzerliği yoktur. Yağlı güreş, karakucak güreşin (karakucak güreşi nedir)  yağ sürülerek yapılan şeklidir. Ancak, günümüzde yağlı güreşin eski Türklerde de yapıldığını ve Orta Asya’dan getirildiği hususunda bir takım görüşlerin ağırlık kazanması, bu konuya bir açıklık getirmek açısından önem arz etmektedir.

Eski Türklerde yapılan güreşler, karakucak şeklinde kuru olarak yapılmaktaydı. Anadolu’ya yerleşince, bilhassa Ege Bölgesindeki Türkler burada zeytinyağını tanıdı. Kültür alış verişi içerisinde, Yunanlılarda güreşin yağlanarak ve kum sürünerek yapıldığını gördüler. Daha sonra kendi öz güreşimiz olan karakucak güreşi, bazen yağ sürünerek yapmaya başladılar. Böylece yağlı güreş, karakucak güreşten meydana gelen bir güreş çeşidi oldu. Şu anda dahi yağlı güreş genelde Ege, Trakya ve Karadeniz yörelerimizde diğer yörelerimize göre daha çok yapılmaktadır.

Karakucak güreşten, yağlı güreş diye yeni bir güreş stilinin çıkmasında, Türklerin güreş sporuna verdiği önem etkili olmuştur. Çünkü seyirci güreşi doya doya seyretmek istemiştir. Karakucak güreşte, yalnız kuvvetine güvenen birtakım pehlivanların, rakiplerini bir tutuşta yere vurarak galip gelmeleri, seyircinin güreş seyretme zevkini yarı yolda bırakmaktaydı. Yağlı güreş, pehlivanın pazu kuvvetiyle rakibini yenme imkânını aza indirmekte ve rakibine tatbik edeceği ince oyunları yapabilme imkânını verdiğinden, seyirciye büyük bir zevk vermektedir. Yağlı güreşte, ödüllerin iyi olması ve seyirci potansiyelinin çok olması sebebiyle, bugün yağlı güreşi yapanların sayısı minder güreşini yapanlardan sayıca fazladır.

Yağlı güreş, davul ve zurna eşliğinde yapılmaktadır. Müzik, pehlivan, cenk ve dağlı havaları çalarak, pehlivanları ve seyircileri coşturur. Yağlı güreşle müzik arasındaki bu ritim uyumu, güreşin temposuna göre hızlı ve yavaş olarak değişmektedir. Yağlı güreşte, çalınan cenk havalarının çok derin anlamı vardır. Bu havalar yağlı güreşte devamlı çalınarak eski kahramanlık günleri hatırlatılır. Bu müzik, hem manevi hem de heyecan ve coşkulu bir hava ile insanın affektif (duygusal) tarafını etkiler. Türklerde yapılan sporlar incelendiğinde, hemen hemen hepsinin müzik eşliğinde yapıldığı görülecektir. Ülkemizde çalınan güreş havalarının makamları da yörelere göre değişmektedir. Örneğin: “Hüseyni makamı”, “Rast makamı”, “Karciğar makamı” ve bazıları da “Hüseyni” makamında olmasına rağmen “Daği” tarzında olup, “Gerdani” de denilebilir.

Yağlı güreşteki kaideler, dini hükümlere göre mistik bir şuur anlayışı içerisinde düzenlenmiştir. Bu kaidelerle, zâlimin hâinin ve nihayet kuvvetlinin istese de istemese de zayıfı ezme şansı, yok edilmemişse bile asgariye indirilmiştir. Yağlı güreşi yapan her pehlivan, güreşin kaidelerine ve törelerine uymak mecburiyetindedir. Sporun, milli ve manevi değerlerle iç içe ve kültürden ayrılamayan özelliğini ortaya koyan “güreş tekkeleri”nde uyulması gereken törelerden bazıları şunlardır: Pehlivanlar abdest alıp, iki rekat namaz kılarak dua ettikten sonra güreşe çıkarlar, abdest almadan her hangi bir sebeple de olsa kispetlerini giymezlerdi. Her şey bu ölçüler içerisinde, ibadet kutsiyetiyle devam edip giderdi. Yağlı güreş esasında meditasyon gibi bir şeydir. Pehlivanlar bu usulleri hâlâ devam ettirmektedirler. Ancak, yağlı güreşte de birtakım sosyal değişmelerin ve kaidelere riayet etmemenin son zamanlarda görüldüğünü biliyoruz. Eskiden ustasını yenen pehlivan ustasının elini öpüyordu. Şimdi öpen de var öpmeyen de var. Ata sporumuz yağlı güreşin, kültürel ve mistik törelerinin tam ve noksansız yorumlanması gerekmektedir.

Pehlivanlar, güreşe çıkar çıkmaz eşleştirilip, kendi hallerine terk edilmezlerdi. Yağlı güreşleri, törelere göre idare eden ve pehlivanların saygısını kazanan kişi “cazgır” olup, aynı zamanda bir duahandır. Cazgır, pehlivanları kıbleye doğru sıraya sokarak, seci’li cümleler okur. Sonra mukaddes isimleri sayarak, pehlivanların Pir’i Hz. Hamza (R.A.)’ya salâvat getirip, pehlivanları salâvata davet ederek helâlleştirir. Böylece pehlivanlara ölüm hatırlatılarak, güreşin de bir cenk olduğu söylenir. Yağlı güreşte, cenk havalarının çalınışı bu yüzdendir. Güreşin neticesi tevekkülle karşılanır ve başarıya şükredilir. Yensin ya da yenilsin, genç yaşlının, çırak ustasının elini, o da ötekinin alnını öperek her ikisi de er meydanından beraberce dostça ayrılır. Bu, yağlı güreşin en önemli özelliklerinden birisidir.

Türk kültüründen kaynaklanan güreş, Orta Asya Türklüğünden Selçuklulara, Osmanlılara ve Türkiye Cumhuriyetine kadar bir sosyal miras olarak yaşatılmış ve korunmuştur. 655 yıllık bir geleneği sürdürmek için, Edirne’de Saray içi mevkiinde her yıl tertiplenen “Kırkpınar Güreşleri”, Türklerin Rumeli’ye geçişini belgeleyen tarihi bir olayla ilişkilidir. Eskiden ülkemizin her yeri Kırkpınar’dı. Şimdi Kırkpınar, güreş geleneğinin minyatürleşmiş şekli olarak devam etmektedir.

[stextbox id=”info”]Eskiden Ankara’nın Kızılcahamam kazasının Aluçdağı’nda, 1900’lü yılların başına kadar süren spor şenlikleri yapılırdı. Bu şenlikler, her yıl Ağustos ayının sonlarında veya Eylül ayının başlarında; güreş, cirit ve okçuluk gibi sporlar üç gün üç gece yapılıyordu. Bu şenlikler, o kadar çok kalabalık olurdu ki dağlar adamdan, pehlivandan ve attan görünmez olurdu. Bir insan ordusu etrafı doldururdu. [/stextbox]

Yine, 636 yıldan beri yapılmakta olan Antalya Elmalı Yeşil-yayla güreşleri, Türklerin güreş sporuna verdiği önemi göstermektedir. Yeşilyayla güreşleri, asırlar önce Elmalı ilçesine yerleşmiş bulunan Sipahioğulları ve Subaşı beylikleri arasında başlamıştır. Bu güreşlere, 76 köyden gelen beylik taraftarları önce at koşuları ve cirit oyunlarına başlarlar, müsabakayı güreşle bitirirler, bu güreşlerden galip çıkan taraf, mağlup olan taraftan bir köy alırdı. Güllük Kalesi’nde yedi ay kuşatma altında kalan Sipahioğul-ları, 16 kişi kalıncaya kadar Güllük Kalesi’nden ayrılmamış ve daha sonra da Tekelioğulları’na teslim olmuşlardır. Her yıl Eylül ayının ilk haftası başlayan ve üç gün devam eden Yeşilyayla güreşleri, bu tarihi esasa dayanmakta ve Kırkpınar’dan sonra en eski bir maziye sahiptir.

Güreşimiz, günümüze kadar geçen süre içerisinde uzun yıllar dünya şampiyonları çıkardı. Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemlerinde dünyada profesyonel güreş hâkimdi. Türk güreşçileri bu yıllarda Koca Yusuflar, Kara Ahmetler, Adalılar, Kurtde-reliler ve daha birçok pehlivan ile Avrupa ve Amerika’ya manevi duygularla birleştirdikleri güçle müsabaka yapmaya gitmişlerdir.

Daha önce de açıklandığı gibi, güreş devlet tarafından da desteklenmişti. Atatürk de güreşi ve güreşçıyı koruyup teşvik ettiği gibi, kendisi de güreşmiştir. Atatürk, Muhafız Alayı’na alınacak olan askerlerin mutlaka çok iyi pehlivan olmasını isterdi. Muhafız Alayı’na alınacak pehlivan askerler, seçmelere tâbi tutulur ve en iyileri alınırdı. Atatürk, pehlivanlarını özel olarak hazırlatır ve zamanın meşhur güreşçileri ile Çankaya’da güreştirirdi. Bu güreşlerden birisi, Köşk’ün pehlivan askerlerinden Malkaralı İsmail Pehlivan ile zamanın meşhur pehlivanı Ankaralı Hüseyin Erçetin arasında olmuştur.

Atatürk’ün Kurtdereli Mehmet’e gönderdiği mektup, güreşe ve güreşçiye milli duygularını yansıtması açısından önem arzetmektedir. Atatürk’ün Kurtdereli Mehmet Pehlivana gönderdiği mektup şöyledir:

*****************************************************************************************************

Kurtdereli Mehmet Pehlivan’a

Seni cihanda ün salmış bir Türk pehlivanı olarak tanıdım. Parlak muvaffakiyetlerinin sırrını şu sözlerinle izah ettiğini de öğrendim: “Ben her güreşte arkamda Türk Milletinin bulunduğunu ve millet şerefini düşünürüm.”

Bu dediğini en az yaptıkların kadar beğendim. Onun için senin bu değerli sözünü, Türk sporcularına bir meslek düsturu olarak kaydediyorum. Bununla senden ve sözlerinden ne kadar memnun olduğumu anlarsın.

Çoluk çocuğun için sana ufak bir armağan gönderiyorum. O, bu mektubumla beraberdir.

Pehlivan, ömrünün tam sağlıkla uzun sürmesini dilerim.

GAZİ MUSTAFA KEMAL

Özbay Güven, Türklerde Spor Kültürü

Benzer Yazılar

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.Sağol, Teşekkürler gibi yorumlar onaylanmayacaktır. *